Yolumuz nedir, niye Alevi Bektaşi Kızılbaş yolu diyoruz? | Postnişin Veliyettin Hürrem ULUSOY


PİRHA- “Yolumuz nedir? Niye Alevi Bektaşi Kızılbaş yolu diyoruz?” diye soran Ulusoy, "Bu yol, Hakka giden yoldur, Hakka giden yola giderken tertemiz gitmeniz gerekir. Hakka giderken nefis dediğimiz eksik şeylerimizi atmamız lazım" dedi. Ancak ikrar vererek Alevi olunacağını belirten Ulusoy, dedenin de dara kaldırılabileceğini hatırlattı.

Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy, Serçeşme dergisinde yazdığı bir yazıda, “Biz ne piriz ne de mürşidiz. “Pirlik, Mürşitlik, Muhammed Ali’ye, Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye mahsus bir makam ve sıfattır.” Biz sadece bu yolun hizmetkarıyız ve hizmete devam edeceğiz, dostlar” dedi.

“HAKKA GİDEN YOLA TERTEMİZ GİTMEMİZ LAZIM”

“Yolumuz nedir? Niye Alevi Bektaşi Kızılbaş yolu diyoruz?” diyen Ulusoy, şunları yazdı:
“Bu yol, Hakka giden yoldur, dostlar. Hakka giden yola giderken tertemiz gitmeniz gerekir. Hakka giderken nefis dediğimiz eksik şeylerimizi atmamız lazım. Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin dediği gibi bu yola giderken, eğer gitmek istiyorsanız, zor yok. Küslüğü, dargınlığı, gıybeti, bütün kötülükleri bir kenara bırakmanız gerek. Çünkü gideceğiniz yer, geldiğiniz yerdir. Dostlar, aklınıza şu soru gelebilir: gideceğimiz yer nasıl geldiğimiz yer oluyor? Yolumuzda devriye olgusu vardır; zaman döngüseldir; bir daire halkası düşünün nasıl ki başlangıç noktası ile bitiş noktası aynı yer oluyorsa yolumuzda da gittiğimiz yer geldiğimiz yer olmasını aynı şekilde düşünebilirsiniz. Hakka giderken, biraz önce ifade ettiğim gibi; tertemiz gideceksiniz; Güzide Ana’nın dediği gibi gideceksiniz. Güzide Ana kim? Hamdullah Efendi’nin, yani o zamanki Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişin’in kardeşidir.”

Bizler Alevi Bektaşi Kızılbaş toplumu olarak yani bu yolda olanlar için; bizdeki anayasa kul hakkıdır” vurgusunu yapan Ulusoy, “Üzerimizde kul hakkı olmayacak. Kötülüklerden arınacağız; bunun için de Yol’un bize verdiği bir takım düsturlar vardır. İlk önce ikrar verilir yani bu yola giderim denilmesi gerekir” dedi.

“ANCAK İKRAR VEREREK ALEVİ OLUNUR”

Alevi-Bektaşi-Kızılbaş yolunda, sadece Alevi ana-babadan doğmakla Alevi olunmayacağını belirten Ulusoy, “Ancak, ikrâr vererek Alevi olunur. İkrar vermen lazım, peki ikrar nasıl olacak? Reşit yaşta belli bir olgunluğa erişmiş her can şayet bekar ise kendi özünden; evliyse eşi ile birlikte sorumlu olmak üzere ikrar verirler. Musahip ikrarı ise; ikrarlı evli çiftlerin, ömür boyu uyum sağlayacaklarına inandıkları bir aileyi musahip seçip, belli bir süre birbirlerini sınayıp tanıdıktan sonra, ister yıllık İkrar ve Görgü cemleri sırasında, isterlerse özel olarak yapacakları bir cemde gerçekleştirilir” diye yazdı.

“İKRAR VERMEYE ÖNCE İÇİNİZDE KARAR VERİRSİNİZ”


“İkrar vermeye ilk önce içinizde karar verirsiniz” diyen Veliyettin Ulusoy şunları ifade etti:

“Evet, ben bu yola gideceğim. O gönül, o aşk eğer içinizde ise, o aşk içinize düşmüşse, dersiniz ki ben bu yola gideceğim. Kendinizin vermiş olduğu karardır ama bu yeterli mi? Hayır, yeterli değil, peki ne yapacaksınız? İşte böyle bir cem olacak. Böyle bir toplantı olacak, böyle bir meydan kurulacak; bu toplantıda siz bu yola gidiyorsunuz kendi kararınız ama cem erenleri de şahit olacak, tanıklık edecek. Sizi kontrol edecek, bağlı olduğunuz ocağın dedesi ve meydandaki tüm cem erenlerinin önünde ikrar vereceksiniz. Ve diyeceksiniz ki biz bu yola gidiyoruz, dostlarım, kardeşlerim, canlarım sizler şahit olun, tanıklık edin buna; meydanda bulunan her can eyvallah dedikten sonra ikrar vermiş olacaksınız. Yoksa sade anne ve babanızın Alevi Bektaşi Kızılbaş olması yetmez. Bununla bitiyor mu? Hayır, yıllık kontrol var. Nasıl oluyor bu? Yıllık görgü cemleri olur, bu görgü cemlerinde meydana çıkarsınız, birinde alacağınız borcunuz var mı? Birini incittiniz mi? Birini ağlattınız mı? Meydana çıkarsınız, sorarsınız cem erenlerine ben meydandayım, özümü döktüm ortaya benden istekli, alacaklı, kırgın, küskün, dargın olan var mı diye rızalık istersiniz. Aynen bu meydanda olduğu gibi sizden birisi eğer rızalık vermezse, sizden razı değilse, sizden birini incitmişse meydana çıkar ve siz de onun hesabını vermek zorundasınız.”

“DEDE DE DARA KALDIRILIR”

Dedenin de dara kaldırılabileceğini ifade eden Ulusoy “O eşiğin bu tarafına geçtiğiniz an rütbe diye bir şey kalmaz dostlar. Siz, burada oturanlar, bu meydanda makam diye bir şey yoktur. Bu meydan, cemde bulunan her can için aynı ve eşit mesafededir. Yani bir dedeyi de dara kaldırırsınız. Yani eşikteki ile döşektekinin bir farkı yoktur. Dara kaldırırsınız, niye sabah bana selam vermediniz? Sana selam verdim niye karşılık vermedin de diyebilirsiniz. Bütün bunların anlamı: gönlünüzdeki her türlü gümanı, şüpheyi kaldırmanızdır. Yani eşiğin dışında kalacaktır; her türlü, eksik, noksanlık, şüphe ve kötülükler. Orada da arındıktan ve maneviyatınızı temizledikten sonra psikolojik bir rahatlama yaşarsınız. Her yıl mensup olduğunuz ocağın dedesi ve meydanda bulunan cem erenlerinden rızalık alırsınız” dedi.

KAYNAK: http://www.pirha.net/veliyettin-ulusoy-yolumuz-nedir-niye-alevi-bektasi-kizilbas-yolu-diyoruz-89335.html

Aşk ile

Muharrem Orucu Nasıl Tutulur | Muharrem Oruç Günleri



Değerli canlar,
İçerisinde bulunduğumuz Muharrem ayı bizler için çok acı bir olayın tarihidir. Muharrem ayı Mekke'den Kûfe'ye yola çıkan İmam Hüseyin efendimiz ve yarenlerinin Kerbelâ çölünde, Kûfelilerin ihaneti ve Yezid (lanet olsun) ordusu tarafından katledilişinin yaşandığı tarihtir.
Alevi-Bektaşi inancına mensup canlar bu ay, yas-ı matem orucu tutarlar. Ancak bu oruç yemek yememek anlamında değildir. Muharrem ayında dikkat edilmesi gereken ve asimileye uğrayan temel desturları sizlerle paylaşmak istiyoruz.
Kerbelâ'da şehit düşen yarenler için matem tutan bütün canlara İmam Hüseyin efendimiz şefaat eylesin.

* Muharrem orucunda "İFTAR" kavramı yoktur. Eskilerin deyimiyle, "siyah ip, beyaz ipten ayırt edilemediği vakit" yani gün batınca ,akşam, oruçlar açılır.
* Muharrem orucu boyunca "SU" içilmez. Meyve suyu, ayran vb. içecekler vücüdun sıvı ihtiyacı için tüketilebilir. Ancak su kesinlikle içilmez.
* Sağlık durumu ve yaşam şekli (iş yoğunluğu, yaşam şartları) elverişli olan canlar için orucun tamamı tutulması gerekir.
* Bazı bölgelerdeki canlar tarafından oruç tuz ile açılır.
* İmam Hüseyin efendimizin mübarek başı hatırlanır; "SOĞAN, SARIMSAK" gibi başlı sebzeler kesilmez.
* "ET" yenilmez.
* "CANLI" ya kıyılmaz.
* Şartların elverişli olması durumunda traş olunmaz, banyo yapılmaz. (Ancak günümüzde pek mümkün değildir. İşe giden canlar için)
* Düğün, eğlence vb. gibi aktiviteler olmaz ve katılınmaz. Davul çalınmaz.
* Muharrem Orucu boyunca İmam Hüseyin ve Kerbela hakkında sohbetler yapılması gerekir.






Alevi -Bektaşi Erkânları Seti


    Her biri birer eğitim kurumu olan dergâh ve ocakların çalışmalarının kesintiye uğraması ve zorlaşması karşısında topluluklarımız, var olan birliğin daha da bozulmaması için “Yol bir, sürek bin bir” anlayışıyla hareket etmek zorunda kalmıştır. Her yöre ve bölge atadan ne gördüyse erkânı, yolu öyle sürdürmeye çabalamıştır.

Yaşanılan hızlı göç süreci ile birlikte dayatılan resmi din ve ibadet anlayışı doğrultusunda yürütülen eğitim, erkânlardaki bozulmaları hızlandırmıştır.

Bugün bazı cemlerimiz, baskın inancın etkisi altında kalarak yolumuzda yeri olmayan biçimlerde yapılmaktadır. Böyle cemlerde dedeler, babalar, analar gülbenkler yerine vaizler gibi dualar okumaktadır. Bu nedenle erkânlarımızı özümüze uygun hale getirmek, inanç birliğimizi güçlendirmek ve gönüllerimizi birlemek yol için yapılabilecek en önemli çalışmadır.

Aşk-ı muhabbetlerimizle,

Safa ULUSOY - Veliyettin Hürrem ULUSOY
Hünkar Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişinleri
       

Alevi Bektaşi İnancının temel ögelerinden olan, ERKANLARIMIZA aşağıdaki bağlantılara tıklayarak ulaşabilir, dilerseniz 0212 521 22 10' u arayarakta sipariş verebilirsiniz.







Hacıbektaş'ta 10.080 Fidan Toprakla Buluşacak




HACIBEKTAŞ'A 10.080 FİDAN DİKİYORUZ
On İki Fidandan Ulu Bir Ormana (3)

Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı, Hacıbektaş'ta 10.080 fidanı toprakla buluşturacak. Katkıda bulunmak isteyen Canlar, her çocuk için 12 fidan karşılığı 100 TL bağış yapabilirler.
 
"Doğa, bize sunmuş olduğu imkan ve olanakları geri isteme hakkına sahiptir, tıpkı Hakk’ın bizlere vermiş olduğu canı alması gibi. Bizler üzerinde yaşamış olduğumuz gezegen, kara parçası, coğrafya, doğa ve çevreye karşı sorumluyuz ve bu sorumluluğumuzun bir ödevi olarak bize hayat ve yaşama imkanı veren mekana karşı saygılı ve ölçülü davranmalıyız"
Veliyettin Hürrem ULUSOY


  
Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı
Ziraat Bankası Söğüt/ Bilecik Şubesi
Şube Kodu: 0121
Bağış Hesabı: 63270889-5016
IBAN: TR37 0001 0001 2163 2708 8950 16


Aşk ile...

Asimilasyon İle Mücadele ve İçerik Genişletme Çalışmaları





Sevgili canlar,
Öncelikle yazıyı okumaya vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Bu web sitesini kurmak için yola çıktığımızda amacımız kaybolmaya başlayan eserleri, unutulmaya yüz tutmuş Hakk Âşıklarını tekrar günyüzüne çıkarmak ve yolumuzu korumaktı. Kitaplardan-defterlerden büyüklerimizden edinebildiğimiz her bir kelimeyi not alıp diğer kaynaklar ile karşılaştırmalı olarak inceleyip, derleyip bugün bu hale anca gelebildik. İçerik olarak yolumuz ile ilgili bilgiler eklemeyi ve asimile edilmeye çalışılan yolumuzu bilgi kirliliğinden arındırmak istiyoruz.

Köylerden kente geçiş ile beraber yolumuzu yavaş yavaş unutmaya başladık. Şu an gelinen noktada yeni nesil gençlerimiz Alevi- Bektaşi yolu ile ilgili yeterince bilgi sahibi değiller. Bu durumda başka kültürlerin etkisi altında kalıp, asimile olmaya başlamışlardır.

Biz neden namaz kılmıyoruz? Biz Ramazan'da oruç tutmuyor muyuz? Biz Müslüman mıyız? gibi sorulan sorular Alevi- Bektaşi yolunun hazineler ile dolu yönünü bilmeden sorulan, ötekileştirmeye doğru sürükleyen sorulardır. 

Özünde Hz. Muhammed Mustafa, Aliyel Mürteza, Kutbül Arif Tarık-ı Nazenin Hünkâr Hacı Bektaş Veli'ye, ehlibeyte bağlı olan Aleviler, İslam'ın en derin konularını tasavvufi yaklaşımla yaşam felsefesi haline getirmiş ve daima merkezine "insanı" koymuştur. Kalp kırmaya, kul hakkı yemeye karşı; sevgi, saygı, hoşgörüyü kabul etmiş ve Döktüğünü doldur, ağlattığını güldür, yıktığını yap! gibi ritüelleri söz ile değil, öz ile uygulamak için can ile baş koymuşlardır.

"Eline, beline, diline sahip ol!" sözü her Alevi canın kulağında ta küçüklükten beri yer tutmuştur. Öyle ki cem ibadeti yapılırken cemevine girecek kişilere "düşkünlük" ve "görgü" şartı konulmuştur. Düşkün bir kişi ceme giremez. (düşkün: yol ile ilgili yasak şeyler yapmış; örneğin bahçe sınırı bozmak, bir kişi ile küs olmak...)  
Erenler cemine her can giremez
Edep ile erkân, yol olmayınca
(Şah Hatayi)

İşte bu kadar ince bir yola sahipken neden yolumuzu çocuklarımıza, gençlerimize anlatmıyoruz? Eğitim ilk olarak ailede başlar. Bu konuda ailelere büyük görevler düşüyor. Okuldan gelen çocuğumuza yolumuzu öğretelim. Fatma Anamızı, Kerbela'da İmam Hüseyin Efendimizi, Hünkar Hacı Bektaş Veli'nin 4 kapı 40 makam öğretisini aşılayalım. Asimilasyona yalnızca ve yalnızca bilgi birikimi ile karşı koyabiliriz. Bilmediğimiz bir konu hakkında aldatılmak çok mümkün ve kolay bir durumdur. 

Web sitemizi içerik yönünden genişleterek bu soruların bir çoğuna cevap vermek istiyoruz. Bu konuda sizlerinde destekleri ile bir bilgi bankası haline gelecek olan sitemize katkılarınızı bekliyor, hepinize aşk-ı muhabbetlerimizi sunuyoruz. 

www.deyisler-nefesler.com






"Dodan'ın 'Haydar' yorumunun, Hacı Bektaş Veli Dergâhı'nı yıkıp yerine rezidans inşa etmekten farkı yok!"
Bağlama ve ses sanatçısı Seval Eroğlu, O Ses Türkiye'yi eleştirdi.
İTÜ Müzikoloji ve müzik teorisi alnında doktora yapan bağlama ve ses sanatçısı Seval Eroğlu'dan 'Haydar' türküsüyle 'O Ses Türkiye'nin birincisi olan Dodan ve jüri üyelerini eleştirdi. Eroğlu, "Bu eserlerin hiçbir birikimi olmayan insanlar tarafından tahrip edilmesine kimsenin hakkı yoktur; bunun Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın yıkılıp, yerine rezidans inşa edilmesinden farkı yoktur" dedi.

Seval Eroğlu'nun, O Ses Türkiye’nin raytinglerde birinci sıraya oturan final gecesiyle de ilgili "Final programında 'muhteşem performans' gerçekleştirildiğini sandığınız 'Haydar' sizin çekirdek çitletirken muhabbet ettiğiniz arkadaşınız değildir. Haydar, Alevî-Bektaşî geleneğinin kendisidir, var oluş kaynağıdır. Varlığın dâim kılınması için bu felsefî kavram Anadolu’da cem adı verilen inanç ve hukuk sistemine yerleştirilmiştir" sözleri dikkat çekti.

Müzik biliminde kariyer yapan, bağlama ve ses sanatçısı Seval Eroğlu 'O Ses Türkiye' yarışma programı, yarışmanın finalisti Dodan’ı ve jürinin sözlerini açık isimlerini vermeden T24’e değerlendirdi. Seval Eroğlu’nun "Halkın Sesi, Mirasa Saygı" başlıklı değerlendirmesi şöyle:
"Müzikle ilgilenmesi ve bir müzik grubu kurması dışında bir bilgi yok"

"Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada şu adını anmak istemediğim, adını anarak prim kazandırmayacağım yarışma programı ile ilgili paylaşım yağmuruna tutuldum. Okuyan-okumayan, birikim sahibi olan-olmayan, sosyal-kültürel durum analizi yapabilen-yapamayan birçok kişi, gazete (liberal ve sözüm ona! Sol tandanslı gazeteler) yarışma ile ilgili haberler yayınladılar. Bu haberlerle birlikte yarışmaya âdeta meşruiyet kazandırdılar.

"Yarışmada kaç eser seslendirildiği, X kişinin ne yaptığı, Y kişinin hangi etnik kimlikten olduğu vs. ile ilgili herhangi bir ifadem de olmayacak. Çünkü yarışmayı dikkate değer bulup izlemedim. Paylaşım yağmuruna tutulurken, kitap okuyordum. İşte düşüncelerimi kaleme almaya sebep olan da budur: Müzik bilimi alanına kafa yorarken, 'Ülkemin kültürel birikimini müzik bilimiyle gelecek kuşaklara nasıl aktarabiliriz'in cevabını ararken; birilerinin bu birikimi talan etme, diğerlerinin ise bu talana alkış tutma cesaretine maruz kalmak. Elbette bu yönlü çürümeden sonra, yarışmada en azından seslendirilen eserlere ve performanslara verilen tepkilere göz attım. Böylece neme lâzım yarışmanın birincisini de görmüş oldum!
"Tiz perdelerde alkış almak amacıyla aşırı oyalanma, dengesiz ve ani çıkışlar"  

"Öncelikle bu kişinin müzik birikimini merak ettim. Müzikle ilgilenmesi ve bir müzik grubu kurmasının dışında hiçbir bilgiye rastlamadım. Yani anlayacağınız 'birikim' sözcüğü vaziyete sığdırılamayacak kadar geniş bir kavram. Programın içeriğini inceledikçe, ortaya çıkacak malzemenin zaten nasıl olacağını tahmin etmek de zor değil. Performansla sunulan birkaç eser dikkatimi çekti: Vara Vara Vardık Bir Kara Taşa, Çeke Çeke Ben Bu Dertten Ölürüm, Huma Kuşu, Haydar Haydar. Tüm eserlerde birbirine yakın icra biçimi, tiz perdelerde alkış almak amacıyla aşırı oyalanmalar, dengesiz ve ani çıkışlar sebebiyle ortaya çıkan sürtoneler, bağırmalar, hançereyi yerel tavır ve ağız özelliklerine uygun biçimde kullanamama, estetik açıdan uyumsuz mordanlar vs. performanslar neresinden baksanız elinizde kalmakta.
"Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın yıkılıp yerine rezidans inşa edilmesinden farkı yoktur"

"Bakın, bu toprakların kültürel, sosyal, tarihi ve siyasal birikimine sahip insanlar için bu programlar gerçekten büyük bir zulümdür. Performansı sunulan eserler bu toprakların binlerce yıllık birikimidir. Halkın ortak değeri olan bu eserlerin hiçbir birikimi olmayan insanlar tarafından tahrip edilmesine hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu durumun Hacı Bektaş Veli Dergahı’nın yıkılıp, yerine rezidans inşa edilmesinden farkı yoktur. Bir başka ifadeyle, Dergah’ın yüzlerce yıllık mirasının yok sayılarak; rezidansın havuzunun, otoparkının 'güzel' olduğunun savunulmasına benzer. Örneğin, yarışmanın jüri üyelerinden birisi ifadeleriyle bu iddiamızı şöyle kanıtlamaktadır:

"'… Biz bu türküyü seçene kadar, X’i ikna edene kadar inanın üç-dört saat uğraştık. Ben öncelikle Y'ye (Programda bağlama, elektrobağlama çalan ve geleneksel değerlerin korunması noktasında tarihi görev üstlenmiş olan TRT'ye saz sanatçısı olarak alınan kişi) çok teşekkür etmek istiyorum. Y çok sağol! Bu türküyü senin sayende tanıdık, senin sayende X etkilendi, ondan sonra ben. Z vokal koçumuz. Dördümüz benim odada dün bayağı üç saat X’i ikna etmeye çalıştık. N’olur bak! Çok yakıştı! Lütfen! Ama öğrenemem, bir günde hissetmem lâzım filân derken, biz ona güç verdik, enerji verdik. O kadar güzel söyledin ki, nasıl duygulandım sana anlatamam! Ağzına sağlık!'

"Diğer bir jüri üyesi ise iddiamızı şöyle kanıtlıyor:

"'Müzik notanın bittiği yerden sonra başlar diye bir lâf var. Bunu kim söylemiş bilmiyorum ama sen bunu yaşayan bir adamsın'

"Düşünsenize, bunca yıllık türkü programda elektrobağlama çalan kişi tarafından öğreniliyor, çok uzun bir süreymiş gibi bir günde belleğe alınıyor, teknik açıdan herhangi bir ihtiyaca gerek duyulmaksızın, enerji yöntemiyle tahribat başarıyla sonuçlanıyor. Aynı program düzeninin içerisinde diğer jüri üyesi kaynağını bilmediği bir sözü, yaptıklarını onaylarcasına ortaya atıyor: Müzik notanın bittiği yerden sonra başlar. Tamam ama, notaya daha uğramamışlar ki, sonrasına geçsinler. Bunca yıllık Halk Müziği geleneğini programlarında bağlama çalan kişiden öğrenmişler. Bir günlük performanslar, bir günlük insanlar…Türkülerdeki vaziyetleri buysa, evrensel felsefeyi oluşturan deyiş ve nefesleri nasıl anlamalarını bekleriz.
"Abdal Pir Sultan’a aitmiş hissi verilen bu sözleri kime yutturuyorlar"

"Sözgelimi X kişinin 'Çeke Çeke Ben Bu Dertten Ölürüm' isimli sözleri Abdal Pir Sultan’a ait olan deyişin performansını incelediğimde müzikâl kısmı bir tarafa (zaten bir tarafa bırakılmayacak gibi değil) arada Abdal Pir Sultan mahlasını taşıyan ama kendisine ait olmayan, adını koyamadığım, 8’li ya da 11’li koşma kafiyesinin dışında, ortaya karışık, anlamsal bütünlükten yoksun sözlerin serbest ritimli olarak icra edildiği görülüyor. Şöyle ki: Abdal Pir Sultan’ım şu dünyayı gezer, Sorun bir dervişe anlatsın şu âlemi, Yar Hüdadır o kıble içinde Pir Sultan Abdal deyu

"Abdal Pir Sultan’a aitmiş hissi verilen bu sözleri kime yutturuyorlar? Hiç araştırmayan, okumayan, kültürüne sahip çıktığını zanneden, farkındalığı gelişmeyen, ..99’a kısa mesajla tarihi yıkıma katkı sunan, birincilikleri de marifetmiş gibi haber yapan insanlara.

"Her ne kadar geleneği muhafaza etme amacıyla kurulan kurum ve kuruluşlar günümüzde popüler kültür sevdasıyla yanıp tutuşsalar da, geçmişini omzuna alıp, geleceğe aktarma gayretine sahip bizlerin kültürel ve inançsal değerlerin metalaşmasına neden olan bu insanlara verilecek bir cevabı var. Anamızın, atamızın mirası sahipsiz değil! O halde, siyasî duruşları fark etmeksizin koca koca haberleriyle saçmalıklarına maruz kaldığımız yayın organları da sözlerimizi kulaklarına küpe etsinler!
"'Haydar' sizin çekirdek çitletirken muhabbet ettiğiniz arkadaşınız değildir"

"Final programında 'muhteşem performans' gerçekleştirildiğini sandığınız 'Haydar' sizin çekirdek çitletirken muhabbet ettiğiniz arkadaşınız değildir. Haydar, Alevî-Bektaşî geleneğinin kendisidir, var oluş kaynağıdır. Varlığın dâim kılınması için bu felsefî kavram Anadolu’da cem adı verilen inanç ve hukuk sistemine yerleştirilmiştir. Dolayısıyla bu kavramın oluşumu, dolaşımı, sanat eserine aktarılması da üç-beş günde olmamıştır. Üç-beş günde, 'Ben yaptım, oldu' iddiasıyla icra etmek, performansı görsel bir şölene dönüştürerek anlamın içini boşaltmak kimsenin haddine de değildir. Nitekim, sözleri Âşık Sıdkî Baba’ya ait olan 'Haydar Haydar'ı ömrünü adamak suretiyle müzikâl ifade biçimine dönüştüren Ali Ekber Çiçek eserin sırrını şöyle açıklamaktadır: 'Haydar Haydar'ı ben bir stüdyo gibi ev yapmıştım, bir oda yapmıştım evimde ve dört saat radyoda vazifeden sonra evime gidiyordum, o odaya çekiliyordum. Orada gece saat dörtlere kadar gözyaşlarımla, uykusuzluğumla, motif motif çalıştım öyle ve üç sene ben onu bir yemek gibi, böyle yemeğin başında, tencerenin başında bekleyen, yemeği pişiren bir aşçı gibi, onu öyle pişirdim” (Belgesel, Röportaj: Haydar Haydar’ın Sırrı-TRT 2).

"Görüldüğü üzere, Ali Ekber Çiçek bu eseri inzivaya çekilerek, Haydar’ı düşleyerek, eserin anlamını özümseyerek ve en önemlisi Alevi-Bektaşî öğretisinde yer alan 'benliğini fethetme' arzusuyla bestelemiştir. Eser ve icrası anlamına uygun olarak dinleyiciyi/izleyiciyi fethetmek amacıyla değil, kişinin kendisini fethetmek amacıyla gerçekleştirilmektedir. Yani, eserin anlamını, öğretisini bilen icracı Ali Ekber Çiçek’in de yaptığı gibi kendisini kanıtlama ve alkış toplama gayreti içine girmez. 
Bu yol erenlerindir, yolu doğru sürenlerindir!


Âşık Veli'nin Hamdullah Çelebi'yi Ziyarete Gelmesi



Âşık Veli yoksul bir çobandır. 17 yaşında iken “Suna” isminde bir kıza âşık olur. Suna ise zengin bir ağanın kızıdır. Veli, ağadan kızı ister. Ağa, Veli’yi küçümser ve “çulsuz” dediği Veli’ye kızını vermez. Kız başka biriyle evlenince Veli yollara düşer. Hacıbektaş’a gelir. Hacı Bektaş Postnişini Hamdullah Çelebi’den teselli umar.

Başka bir rivayette ise Veli’ nin Hacıbektaş’a geliş nedeni çok farklıdır. Veli’ nin ustası Âşık Kemter Baba 1818 yılında Hakka yürür. Veli için usta demek bir bakımdan baba yarısı demektir. Onun kaybı Veli’yi çok sarsar. Nereye gittiyse hep ustasını ve onun yaptığı iyilikleri anlatır. Komşular durumuna bakarlar ve “Veli” derler. “ Tebdil-i mekanda fayda vardır. Buralardan biraz uzaklaşsan iyi olur. İstersen Hacıbektaş’a kadar git. Hem efendimizin hayır duasını alırsın hem de rahatlarsın biraz”. Tokat- Çorum üzerinden Hacıbektaş’a gider.
Orada derdini ve gamını unutmayı düşlerken Hamdullah Çelebi’yi yaslı bulur. Hamdullah Efendi’ nin oğlu vefat etmiştir. Çelebi’ nin ağzını bıçak açmamakta ve çevresi ile yas tutmaktadır. Merhem umduğu tabib kendisinden daha dertlidir. O karşılaşma anında şu deyişi söyler:

Derde tabi oldum tabibi buldum
Buldum ki tabibin derdi benden çok
Her derdin dermanı ondadır bildim
Ne hikmet ki onun derdi binden çok

Dertli olan düşünmesin boşuna
Kul olanın neler gelir başına
Taaccüb eyledim Hakk’ın işine
Her derdi kendine reva görmüş Hak

Deme ki günahım çok neydi suçum?
Derdiniz çok ise dertliye açın
Ehl-i beyt’e gam yolda olduğuyçün
Âşık isen dertli sinen oda yak

Hak böyle buyurdu bina kurunca
Ağlayıp gülmeye aşka erince
Tabibler sana yardımcı işin zor ise
Besbelli ki bu âlemde dertsiz yok

VELİ’m eydür işin ah ü zar ise
Hak sana yardımcı işin zor ise
Eğer bu kelamda hilaf var ise
Kerbela’ da İmam Hüseyin’ e bak

Bu deyişi dinleyen Hamdullah Efendi: “Âşık”,dedi “Sen benim yarama tuz biber ektin”
Veli: “Efendimiz, Hüseyin o kadar acıya dayandı da, sen bir evlat acısına dayanamıyor musun?”
Çelebi parmağını dudaklarına dayayıp: “Sus, artık sus... Sen beni aşikare ele verdin...”

Sustular ve bir daha bu konu açılmadı. Veli orada epeyce kaldı. Hamdullah Efendi’ yi çok sevdi. Ona olan sevgi ve saygısı her geçen gün daha da arttı.

(KAYNAK: A. Celalettin ULUSOY, Pir Dergâhından Nefesler- Genişletilmiş İkinci Baskı,[Hüseyin Hürrem ULUSOY] 2014 ,sf. 216)


Ahmet Cemalettin Çelebi |Hayatı-Eserlerinden Bazıları


 
 
 



Ahmet Cemalettin Çelebi (1862-1921), Feyzullah Çelebi'nin büyük oğludur. Babasının ölümü üzerine 1878 tarihinde Hacı Bektaş Veli Dergahı'na postnişin olmuştur.Cemalettin Çelebi 1912 yıllarında "Müdafaa" adlı bir kitap yayınlamıştır.Ulusal kurtuluş savaşında Atatürk ile yakın ilişki içinde bulunmuş, Amasya toplantısına katılmış, Atatürk'ün desteklenmesi için ülke çapında çalışmalar yapmıştır.

 Birinci Büyük Millet Meclisinde "birinci reis vekili" olan Cemalettin Çelebi 1921'de ölmüş, Kırklar Meydanı'nda toprağa verilmiştir.
(Pir Dergahından Nefesler,A.Celalettin ULUSOY,sf 103)

Mustafa Kemal Paşa'nın Samsun’a çıkışını izleyen günlerde, Cemalettin Çelebi ile aralarında sıkı bir temas gelişti. Cemal Kutay, "Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları" adlı kitabında, Amasya’da Mustafa Kemal’i karşılayan heyetin içinde Cemalettin Çelebi’nin de bulunduğunu yazmaktadır.
Erzurum Kongresi ve Sivas Kongresi sonrasında Ankara’ya geçerken, Mustafa Kemal Paşa Hacıbektaş’a uğrayarak 23 Aralık 1919 günü Cemalettin Çelebi ile başbaşa uzun bir görüşme yapmış ve geceyi evinde geçirmiştir. Mustafa Kemal ertesi gün (24 Aralık) Hacı Bektaş Veli türbesini ziyaret etmiş ve ardından Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için Ankara'ya yola çıkmıştır.

1
Gülşenine bahce-i ukbâ demişler
Zülf-ü siyahına şecer-i Tûba demişler

Çeşmine denk olamaz emvâl-i cihân
Siyah ebrularına devlet-i Dârâ demişler

Melek simânı görmeye kiymet yeter mi
Gül yüzünde ki renge ilahi mana demişler

Zâhid seni bilmez huri ye mail
Sana cennet içinde şeref-efzâ demişler

Gel ey CEMÂLİ ona bende ol kim
Sultanıyın necline Âl-i abâ demişler

2
Elden geldiğince eylerim dua
Kalb-i sadakatlım unutmam Sıtkî
Hünkar'a emanet cümle ahibbâ
Cemi mühibbanım unutmam Sıtkî

Niyazım Hünkar'a meydan içinde
Müyesser olursa zeman içinde
Gün be gün beraber irfan içinde
Aşk-ı muhabbetim unutmam Sıtkî

CEMÂLİ gözüme görünür gurbet
Erenlerden olsun mühibbe himmet
Bin giderim sen ağlarsın ne hikmet
Kıyamete kadar unutmam Sıtkî

3
Sabreyle Sıtkî'ya vakit değildir
Muhabbet râhına ereriz bir gün
Gerçekler yolunda hizmet demidir
Hüseyn'in cemalini görürüz bir gün

Muhammed Mehdi elbet hakikat
Erenler bezminde yoktur nihayet
İntizar edilen mahz-ı alamet
Kırklar didarına ereriz bir gün

CEMÂLİ yârı görmüşüm billah
Erenler kurbünde elhâmdü-lillah
İmanımız şeksiz kulhü-vallah
Ölmezler mülküne yeteriz bir gün

4

Gam çekme hicrana aşık SIDKI’ya
Gider de inşallah tez ce gelirem
Hemen siz sıdkile eyleyin dua
Giderde inşallah tezce gelirem

Bize cezmeyledi cazib bir kısmet
Visal-i yar oldu takrir-i firkat
Umarım Hünkar’dan olursa himmet
Giderde inşallah tezce gelirem

Eyleyin hizmete dikkat-i tamı
Kesbeyleyen alemde her türlü namı
Verildi bizlere ayrılık camı
Giderde inşallah tezce gelirem

Aramızda vardı gizli muhabbet
Balım Sultan nasib etsin mulakat
Size sağlık versin bana selamet
Giderde inşallah tezce gelirem

CEMALİ’yem melül melül söyleme
Bu yanık bağrımı nara dağlama
Benim Sadakatlı Sıdkı’m ağlama
Giderde inşallah tezce gelirem

5

Evvel bahar yaz ayları gelince
Akar derelerden sel yavaş yavaş
Ötüşür bülbüller hüb avaz ile
Açılır bahçede gül yavaş yavaş

Gönlüne dokunur sözü melamin
Muhannet babına basma kademin
Emsaliyle konuşmayan ademin
Olur altın adı pul yavaş yavaş

Çaresiz garibi zebün küş ettin
Firkat geldi garib gönlüm cuş ettim
Münkirlerden zehir aldın nuş ettin
Aradan kalkıyor bal yavaş yavaş

Çok sitem etti mecnuna leyla
Gönül eğlencesi şu yalan dünya
Cümlenin muradın verir mevla
Arada nasibin bul yavaş yavaş

Kişinin çekdiği kendi amali
Hulusu pak olan bulur kemali
Bu devrin işi bitmiş CEMALİ
Başına bir çare bul yavaş yavaşr Cemalettin Çelebi
 

Ahmet Cemalettin Çelebi Atatürk'ün dergahı ziyareti sırasında dergahın yöneticiliğini yapan kişiymiş. Duvar köşesinde dayalı olarak duran sancak Atatürk'ün sancağıdır ve Mustafa Kemal Atatürk tarafından dergaha hediye edilmiştir.

Serçeşme Dergisi 4. Yayın Dönemi | 2017

Yalnızca bilgilendirmek amaçlıdır, site yöneticisinin dergide herhangi bir yetkisi yoktur.Aşağıda belirtilen iletişim bilgileri ile dergi yetkililerine ulaşabilirsiniz.  


SERÇEŞME DERGİSİ YENİ YAYIN DÖNEMİNE BAŞLADI



37. sayıdan itibaren Serçeşme Dergisi tasarım ve içerik olarak yenilendi. Tamamı renkli, 104 sayfa olarak yayınlanan dergide Alevi-Bektaşi yolu ile ilgili bilgiler, önemli gelişmeler, tarihi ve bilimsel gerçekler, deyiş ve duazlarla yolumuz için bir bilgi bankası halinde yayın hayatına devam ediyor.

Sosyal Medya Hesapları:




Daha önceki yayın dönemine ait sayıların kapakları
                                  

Telefon: 0212 521 22 10 
Bireysel abonelere dergi PTT postası ile iletilir.
Abone olmak için bu bedel makbuz karşılığı elden ödenebilir. Makbuz verilirken abonenin ayrıntılı iletişim bilgileri de alınır. 
Ayrıca abone bedeli herhangi bir PTT şubesinden, Hünkâr Basım Yayıncılık Dağıtım Organizasyon Ticaret AŞ’nin Posta Çeki Hesabına (Hesap No: 1064 3374) yatırılıp, adres bilgileri aşağıdaki telefon/faks numarasına ya da e-posta adresine iletilebilir.
İsteyenler, abone bedelini şirketin aşağıdaki banka hesabına yatırabilir. Ancak Posta Çeki hesabının havale ücreti en küçük olandır.
Yurtiçindeki kurumlar, örgütler ve en az on dergi olmak üzere toplu abone olmak isteyen canlar, abone başına yıllık 60 TL üzerinden istedikleri dergi sayısının bedelini aynı hesaplara yatırabilir. Dergiler topluca bir temsilcinin adresine ücret alıcıya ait kargo olarak yollanır. Temsilci de gelen dergileri abonelere elden ulaştırır.
Yurtdışında yıllık abone bedeli AB ülkeleri için 80 Avro, İngiltere için 80 Sterlindir. 


Bireysel abonelik bedeli yıllık 100 TL' dir.
YURTİÇİ BANKA HESAP NUMARASI 
Hünkar A.Ş 
Banka: Ziraat Bankası, Fındıkzade Şubesi 
Şube Kodu: 2131 
Hesap No: 647 657 65-5003 
IBAN: TR22 0001 0021 3164 7657 6550 03 
PTT Posta Çeki Hesap No: 1064 3374 


Bireysel abonelik bedeli yıllık 80 €'dur.
YURTDIŞI BANKA EURO HESAP NUMARASI
Hünkar A.Ş 
Banka Kodu: 10 
BIC: TCZB 
TR 2AXXX 
IBAN: TR 54 0001 0021 3164 7657 6550 09 

DERGİ HAKKINDA:
Sahibi: Hünkar Hacı Bektaş Veli Vakfı'nın iktisadi işletmesi olan Hünkar Basım Yayın Dağıtım Organizasyon Ticaret AŞ. adına Ali Nazım ULUSOY


Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Müdür
Okan ULUSOY

SERÇEŞME KİTAPÇIKLARI